Görelilik

Görecelik diye bildiğim, TDK sözlüğünden görelilik olduğunu öğrendiğim izafiyet (Relativity) teorisinin tanımı internet üzerinde bir çok yerde bulunsa da, kısaca, “bir nesnenin hareketi o nesneyi gözlemleyenin hareket edip etmemesine göre değişebiliyor” şeklinde tanımlayabilirim. İki nesne aynı hızla aynı yöne doğru (paralel)  hareket ederlerken biribirlerini duruyor gibi gözlemlerlerken, dışarıdan bakan sabit bir gözlemciye göre ikisi de aynı hızda hareket halinde görünüyor. Yani gözlemleyenin durumu gözlemlenen kadar önemli. Bunu hayata uyguladığımda, durumu tanımlamada kullanılan kelimeler de önem kazanıyor sanki.

Adamın biri gürül gürül akan bir derenin yanına gelip dereyi geçecek bir yer arıyor. Tam o sırada karşıda çalışan bir çiftçi görüyor ve sesleniyor.

– Merhaba, karşıya nasıl geçebilirim.

Çiftçi kafasını kaldırıp adama bakıyor ve;

-Zaten karşıdasın ya

diye yanıtlıyor.

Bu fıkrada karşıya geçmek isteyen kişi, daha belirgin sorsaydı veya bir referans kullansaydı aynı cevabı alır mıydı? Örneğin “Senin bulunduğun yere nasıl geçebilirim?” ya da “dereyi nasıl geçebilirim?”. Bu durumda daha net bir cevap alabilirdi diye düşünüyorum.

Acaba insanların yüzde kaçı düşünceleri aktarırken sadece kendilerini referans almadan iletişim kuruyorlar? Sanırım biraz kültür ile de ilgili. Kişiye değil konuya odaklanmak. Benim kısıtlı tecrübeme ve gözlemlerime göre ülkemizde birçok kişi kendini odağa koyup iletişim kurmaya çalışıyor. Doğal olarak referanslar faklı olunca da anlaşmazık kaçınılmaz oluyor.

 

Her iki ataraf da bana göre ile başlayıp gördüğü sayıyı aktarsa uzlaşma daha kolay olabilir miydi? Ya da biri diğerinin bulunduğu yere geçip baksa? Somut nesnelere bakarken bu daha kolay olabilir belki. Peki karşılıklı farklı tezleri sözle birbirine aktarma durumunda ne olacak? Sonuçta ortada bir nesne yok. Bu durumda kavramları netleştirip birbirlerinin düşüncelerini, savunduklarını anlamaya çalışmak işi biraz kolaylaştırır diye düşünüyorum. Amaç biribirinden öğrenmek ise bu yol işe yarayabilir. Diğer taraftan biribirlerini dinlemek yerine savunduğu tezi ispatlamaya ya da kendini haklı çıkarmaya çalışınca iletişimin bittiğini düşünüyorum.

Oysa ki görelilik teorisini hayatımızda uygulamaya/kabul etmeye başladığımızda iletişim çok daha kolay sağlanabilir. En azından şu an için aldığım eğitimler ve okuduğum kişisel gelişim kitapalarından öğrendiğim bu. Burada yazdıklarımın bile göreceli olduğunu biliyorum aslında. Bugün düşüncelerimi aktardığım bu blog sayfasını bir kaç yıl sonra okuduğumda acaba neler hissedeceğim? Düşüncelerim aynı mı olacak? Umarım aynı olmaz. Çünkü aynı ise hiç değişmedim anlamına gelir ki bu da yaşadığım sürenin boşa harcandığının kanıtıdır bence.

İnsanlar için hayatın her yerinden görelilik fışkırırken okuduğum yazılarda ya da dahil olduğum konuşmalarda, kişlerin mutlak doğruymuş gibi öğrendiklerini veya fikirlerini paylaşmaları ve bunlarda ısrarcı olmaları beni oldukça şaşırtıyor. Bugün için, yeni iş fırsatlarını değerlendiriyorum ve sosyal medyada zaman zaman iş görüşmeleri üzerine yorumlar ve öneriler okuyorum. Aslında öneri diyorum ancak bazıları resmen bir kullanma klavuzu tarzında yazılmış. “Bunları yaparsanız en doğru sonuca ulaşırsınız” diyor sanki okuyuculara… ya da bana öyle geliyor. Sonuçta yazılanlar ya da söylenenleri benim nasıl anladığıma göre  bu fikirler oluşuyor. Peki neden böyle bir sonuca varıyorum? bunun sebebinin kullanılan yazı/konuşma dili olabilir mi? “Bunu yapın, şunu yapın, bunu yapmayın, şöyle giyinin, v.b.” Doğrudan yapılacak şeyi belirtiyor. Bu da bana, sanki direktif alıyormuşum gibi hissettiriyor ve “hayat nasıl bu kadar kesin olabilir ki?” diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Tabi her yazı/konuşma böyle değil. Bazıları tecrübelerini paylaşıyorlar ki bunlar benim favorim. Sorulan sorulara verdikleri cevapları paylaşıyorlar. Düşüncelerini ve o anki duygularını aktarıyorlar. Bu cevapları kullanın demiyorlar. Diğer taraftan, ben bir okuyucu olarak, ben olsam ne yapardım sorusunu her seferinde kendime soruyorum. Bana uyan kısımları (bazen tümünü) alıp bilgi dağarcığıma ekliyorum. Böylece farklı düşünce yapıları ve bakış açılarını biriktirdiğim avadanlığım oluşuyor.

Hem sorular hem de cevaplar internette bolca yeraldığı için, bir görüşme sırasında İnsan Kaynaklarını temsil eden kişinin basma kalıp sorular yerine kişiye göre, özgün sorular sormasını tercih ederim. Basma kalıp sorular geldiğinde, içimdeki ses bana “Bu soru ile senin şu özelliğini anlamaya çalışıyor, senden bunu bekliyor” diye fısıldarken bendeki asi taraf ortaya çıkartıyor ve  istenilen cevapları vermek yerine özgün,  beni anlatan bir şekilde bir cevap vermeye çalışıyorum. Belki de bu nedenle iş arayışım hala devam ediyor 🙂

Hayat bu kadar göreceli iken matematik hesabı gibi “bunu yaparsan bu olur” yaklaşımları bana anlamsız geliyor. Zaman zaman ben de bu dili kullanıyorum ve fark ettiğimde hemen değiştirmeye çalışıyorum. Hemen herkes gibi ben de kalıplar ile büyüdüğüm ve bir ehlileştirilme sürecinden geçtiğim için doğuştan gelen bu kalıpları yıkmak zor oluyor. Her seferinde kalıpların dışında düşünme ve uygulama tarafında kendimi geliştirmeye çalışsam da bu uğraş sanırım ömrüm boyunca sürecek.

İnanıyorum ki, kendi kalıplarımdan ne kadar çabuk kurtulur ve düşünce yapımı geliştirirsem, göreceli olan bu hayatta o kadar sağlıklı düşünebilirim.

Mevlana’nın “Hayatta ne öğrendim” şiirinde yazdığı gibi,

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin, kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

Bir sonraki yazımda Don Miguel Ruiz’in 4 anlaşma kitabında okuduğum ehlileştirme konusu ile kalıplar kavramının bende düşündürdüklerini sizlerle paylaşacağım.

Değerli katkılarınızı lütfen esirgemeyin.

Sevgi ve Saygılarımla

Bora Tüzüner

Görelilik” için 1 yorum

Elvan Başustaoğlu için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir